Erzurumnet.com

 

 

ERZURUMLU EMRAH (19. YÜZYIL

          

"Gaflette geçirme ömrünü EMRAH

Kime arz edersin halini EMRAH

Hale tebdil eyle kalini EMRAH

Seni guş edecek şefkat kalmadı"

 

Böyle söylemiş Erzurum'la Emrah... İnsanlar da O'nu dinleyecek şefkat bile kalmadığından söz etmiş ünlü ozanımız...

Halbuki; ölümünün üzerinden yıllar, asırlar akıp geçse de O'nun şiirleri edebi kitaplarımızı süslemekte, Emrah'tan bizzat dinliyemiyenler de halk müziğimizin en usta sanatçılarından tutun da Türk San'at Müziğimizin bestelerine varıncaya kadar Erzurumlu Emrah bu gün şefkatle, sevgiyle dinlenilmektedir.

O; Erzurum ismini, Millî Sınırlarımızın dışına taşımış, üstelik halk edebiyatımızda büyük izler bırakarak ebediyete göç etmiştir. Ölümünden son­ra hakkında 180 kitap, yüzlerce makale yazılan başka bir şairimiz (ozanımız) var mıdır?

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri'nden Yrd. Doç. Dr. Ali Berat Alptekin, Erzurumlu Emrah için şöyle yazmıştır:

"19.y.y şairlerinden olan Emrah, Erzurum ili'nin Ilıca Bucağı'na bağlı Manbura Köyü'nde" doğmuştur. O'nun Erzurumlu olduğunu aşağıdaki mısralarda da bulabiliriz.

Ne aşıklar çıkıptur Erzurum'dan leyk Emrahî

Bu esnada hakikat bezminin üstadı ben çıktım

O'nun doğum tarihi kesin olarak bilinmemek­tedir. Ziyaeddin Fahri (Fındıkoğlu) ye göre Emrah 1230-1235 (1814-1819) yılları arasında doğmuş olabilir. Eflatun Cem (Güney) ise o'nun 1191-1199 (1777-1784) tarihleri arasında doğmuş olacağı kenaatindedir. Görüldüğü gibi kaynaklar arasında epey farklılıklar vardır. Bunu yukarda gösterdiğimiz iki kaynakta kolayca görmekteyiz.

Çeşitli kaynaklar O'nun genç yaşlarında Er­zurum'da bulunduğu ve orada "Halidiye" Tarika-tına intisap ettiği hususunda birleşirler. Aşağıdaki mısralar da, bu görüşümüzü kuvvetlendiren un­surlar arasındadır.

Sende bulduk hasılı şeyhim taalallah'ı biz

Ey tarikat bahrinin umanı ya Halid meded

Destgir olsun sana her demde Allahussamed

Der-i vala'i  pire nice yıllar hidmetim vardır

Kitab-ı aşkı tefsir eylemeklik kudretim vardır

Bazı araştırıcılar O'nun Bektaşi olduğunu ile­ri sürmüşlerdir. Ancak daha sonraki araştırmalar­da O'nun Bektaşilikle alakasının olmadığı görüşü kuvvet kazanmıştır. O,sünni akidelere bağlı olup, daha çok Nakşibendilik kanaatlerini benimsemiş­tir.

Emrah Erzurum'dan ayrıldıktan sonra Ana­dolu'nun çeşitli illerini "Sivas, Tokat, Kastamonu, Niğde, Çankırı" gezmiştir. Küçük yaşta gurbete çıktığını aşağıdaki dörtlüğünde şikayet yoluyla dile getirmektedir.

Çok görüb geçirdim gurbet çilesin,

Fark eyledim ben-i adem hillesin

Ya tıfıldan beri felek sillesin

Yiye yiye Emrah üstad olmuşum.

Yıllarca gurbet  gezen Emrah'ın basından bir­kaç da evlilik geçmiştir. Bir müddet Sivas'ta otu­ran Emrah, ömrünün sonuna doğru Tokat ili'nin Niksar İlçesi'ne yerleşmiştir. Öldüğü vakit Nik­sar'ın Karşıbağ Mahallesi'nin Tekkebayırı Semti'ndeki mezarına defnedilmiştir. Emrah'ın mezar taşına 1271 (1854) tarihi yazılmışsa da O, bu ta­rihten sonra da ölmüş olabilir. Aşağıdaki mısralar da bu görüşümüzü kuvvetlendirmektedir.

Sene bin iki yüz yetmiş besinde

Kalmaya islam’ın hiç rahatları

Ahmet Talat (Onay) O'nun 1281 (1864yde öl­müş olduğunu tahmin ederken, Bursalı Mehmet Tahir Efendi 1293 (1876) tarihini vermektedir. Bü­tün araştırmaların ortak tarihi ise 1860 yılıdır.

Erzurumlu Emrah'ın şiirlerinin bir kısmı Er­zurumlu Abdulaziz Efendi tarafından 1332 (1916) tarihinde İstanbul'da bastırılmıştır. 56 sahife tutarındaki bu eserde tamamı aruz vezniyle olmak üzere 214 manzumeye yer verilmiştir.

Elde bulunan bir başka külliyat ise Emrah'ın çırağı Tokatlı Nuri tarafından hazırlanmıştır, bu divanda Emrah'ın 348 manzumesine yer verilmiş­tir. Sadettin Nüzhet Ergun adı geçen divandaki şiirleri şöyle tasnif etmiştir. (Türk Şairleri 1271-1272)

1. Failün /failatün/falitan/failün vezninde 101 divan

2. Mefailün /meafilün/mefailün/mefailün veznin-de 47 semai.

3. Mefülü /mefailü/mefailü/faülün vezninde 46 kalenderi.

4. Failatün /failatün/failatün/failün vezninde 4 gazel.

5. Müstefilün/müstefilün/müstefilün/müstefilün vezninde 1 gazel.

6. Mefailün /mefailün/faülün vezninde 1 gazel

7. Biri semai, üçü kalenderi yedeklisi olmak üze­re 4 müstezad

8. 11 Müseddes

9. 4 Muhammes

10. Biri "mutarraf' olmak üzere 2 tahmis (Zühdî ve Sidkî'nin gazellerine)

11. 1 Murabba

12. Müfteilün /müfteilün vezninde 1 terziname

13. 770 beyitli 121 koşma

14. 6 beyitli 1 yedekli koşma

15. 156 beyitli 3 destan

Emrah, şiirlerini aruz ve hece vezinleri ile yazmıştır, ancak, hece ile yazdığı şiirlerinin yanın-da, aruzla yazdıkları çok zayıf kalır. Bu tür şiirleri nazım tekniği itibariyle diğerlerine göre daha ku­surludur. Emrah; Fuzuli, Baki, Nefi, Nedim, Şah İsmail, Hatai vs. ye de nazireler yazmışsa da bun­lar asıllarına göre çok zayıftır.

Türk Halk Şiiri'nin başta gelen problemlerinden birisi de şairlerin şiirlerinin birbiriyle karış­mış olmasıdır. Bu karışıklığın çeşitli sebebleri ola­bilir. Fakat bunların içerisinde en önemlisi, şairle­rin birbirlerinin şiirlerini alıp mahlasını değiştirmesi gelir. Bu husus halk şiirlerimizin her devresinde görülmektedir.

İkinci önemli husus halk şairlerimizin (aşıkla­rın) aynı mahlası almaşı ile ilgilidir. Bilindiği gibi 17. yüzyılda da bir Emrah'ın yaşadığını çeşitli kaynaklardan öğrenmekteyiz. Karacaoğlan'da ol­duğu gibi, bu iki Emrah'ın şiirlerinde de karışıklı­ğın olduğu muhakkaktır. Her ne kadar iki Emrah arasında 200 sene geçmişse de halk muhayyilesi bu iki şairi (aşığı) daima sevmiştir. Tabii bu sevgi onların karıştırılmasına da sebep olmuştur.

Çeşitli araştırıcılar iki şairin (aşığın) şiirlerini birbirinden ayırma yollarını denemişlerdir. Bunda başarılı olunup olunmadığını ise şimdilik söylememiz mümkün değildir. Ancak aşağıdaki hususların yardımıyla iki Emrah'ın şiirlerini birbirinden ayırmamız imkan dahilindedir.

1. Erzurumlu Emrah'ın şiirlerinde divan şiirinin tesiri görülür. Oysa Ercişli Emrah'ın şiirle­ri oldukça sade ve pürüzsüzdür.

2. Erzurumlu Emrah'ın medrese tahsili yapmasına karşılır, Ercişli bu tahsilden uzak kal­mıştır.

3. Ercişli, Emrah badelidir. Erzurumlu ise bade içmemiştir.

4. Ercişli, din ve tasavvuf işlerine karışma­mıştır, tamamıyla dünya adamıdır. Erzurumlu ise özden olmasa bile din ve tasavvuf işleriyle uğ­raşmıştır.

5. Erzurumlu, medreseye devam ettiği için halk şiiri türlerinin yanında divan, kalenderi, se­mai, gazel de yazmıştır. Biz onu bu yönü ile bir "kalem şairi" sayabiliriz. Ercişli ise aruzu bil­mez. Şiirlerim hece vezni ile söylemiştir.

6. Erzurumlu Emrah bir tarikat adamıdır. Ercişli'nin ise tarikatle ilgisi yoktur.

7. Erzurumlu'nun şiirleri tamlamalarla, ya­bancı kelimelerle örülüdür. Ercişli'ninki ise Er-zurumlu'ya göre daha sadedir.

8. Her iki şair de şiirlerinde kendi yörelerinin ağız hususiyetlerine bağlı kalmışlardır.

Erzurumlu Emrah'tan Seçmeler:

Emrah'ın "Sabahtan uğradım ben bir fidana" mısralarıyla başlayan koşması çok popülerdir, ve halk türkülerimiz meyanında bestelenmiştir.

Sabahtan uğradım ben bir fidana

Dedim: Mahmur musun? Dedi ki yok yok.

Ak elleri boğum, boğum kınalı

Dedim: Bayram mıdır? Dedi ki yok yok.

Dedim: inci nedir? Dedi: dişimdir

Dedim: Kalem nedir? Dedi: kaşımdır.

Dedim: Onbeş nedir? Dedi: yaşımdır

Dedim: Daha var mı? Dediki:yok yok

Dedim: Ölüm vardır. Dedi: aynımdır

Dedim: Zulüm vardır. Dedi: boynumda

Dedim: Ak gerdanın? Dedi: koynumda

Dedim: Göster bana. Dedi ki yok yok.

Dedim: Erzurum nedir? Dedi ilimdir

Dedim: Gider misin? Dedi: yolumdur

Dedim: Emrah nendir? Dedi: kulumdur

Dedim: Satar mısın? Dedi ki yok yok.

Emrah'ın Türk San'at Müziği dalında bestesi yapılan bir koşması da şöyledir. Ayrıca Halk Müzi­ği dalında da bestelenmiştir.

Tutam yar elinden tutam

Çıkam dağlara dağlara

Olam bir yaralı bülbül

İnem bağlara bağlara

Birin bilir binin bilmez

Bu dünya kimseye kalmaz

Yar ismini desem olmaz

Düşer dillere dillere

Emrah eder bu günümdür

Arşa çıkan tütünümdür

Yara gidecek günümdür

Düşem yollara yollara

 

GEZER

Gene bahar oldu açıldı güller,

Bülbül-i şey dalar bağlarda gezer,

Bir saçı Leyla y a meyil verenler,

Elbet Mecnun olur dağlarda gezer.

Ne sönmez ateştir aşkın ateşi,

Gittikçe arturur serde savaşı,

Yar senin aşkından  çeşmimin yaşı,

Bahar seli gibi çağlar da gezer

Emrah tek tıfıldan bağrı yanıklar,

Bezm-i mahabbette kalbi sadıklar,

Ma'şukundan cüda düşen Aşıklar,

Rüz ü şeb ah eder ağlar da gezer.

 

 

UYANDIM

Dedim dilber sen de sevdakar mısın?

Dedi senden evvel nare ben yandım,

Dedim doğru söyle bana yar mısın?

Dedi sadık yarim gönülden andım.

Dedim gel ağyarı feramuş eyle,

Dedi terk eyledim gönlüm hoş eyle,

Dedim cam'ı aşkı sen de nüş eyle,

Dedi çoktan anı nüş edip kandım.

Dedim gerdanına benler dizilmiş,

Dedi görenlerin kalbi üzülmüş,

Dedim mahmur musun gözler süzülmüş,

Dedi hab-ı nazdan şimdi uyandım.

Dedim Emrah gibi var mı aşığın,

Dedi elbet benim senin layığın,

Dedim halinden bil bağrı yanığın,

Dedi bilmez idim anca inandım.

 

BELALARA

Bin kere nasihat eyledim sana,

Gönül düşme dedim bu deryalara,

Sen guş huşunu vermedin bana,

Düşürdün başımı ne belalara.

Vaktin dilberinde namus ar olmaz,

İkrarında sabit ber-karar olmaz,

Aldatırlar seni sana yar olmaz,

Gönül niçün düştün bi-vefalara.

Münafık sözüne gel gitme beyim,

Hatır-ı mahzunum incitme beyim,

Dert-ment Emrah'a cevr etme beyim,

Zird dayanılmaz bu cefalara.

 

BİLMEZ

Surette Mevla y a aşık olanlar,

Surette kakül-i Leyla'yı bilmez,

Arayıp dünyada Hakk'ı bulanlar,

Değil kim dünyayı ukbayı bilmez.

Devlet-i dehr içre olanlar mesrur,

Derunu harabdır birun ma’mur,

Safi dil olmayan sofi-i mağrur,

Çektiği gussa-i esmayı bilmez,

Emrahî akıbet olursun fani,

Tutalım ki oldun Yusuf'u sani,

İsbat-ı Hak edüb nefsini tanı,

Nefsini bilmeyen Mevla'yı bilmez.

 

VERİR

Sofi müselles der içer şarabı,

Gelir nısfet ile nasahat verir,

Sim gibi aguşa çeker dilberi,

Sorsan eğer başka bir suret verir.

 

Bazı dervişler var tarikte seyyah,

Sorsan tarikatten değildir agah,

Bir destur öğrenmiş bir de eyvallah,

Yoktan mürîdana bir himmet verir.

Sofi senin fendin bana yalandır.

Suretperest olmak dîne ziyandır,

Bilmezsin içtiğin peymane kandır,

Ayine-i kalbe kudüret verir.

Emrah hevadan geç istersen cemal,

Terk-i heva ile kesb olur kemal,

Bu dil bu güftügü bu bî-hude kal,

İki alemde de nedamet verir.


 

 

 

Geri