Gerçek adı tayyip ide. 1-2 sene önce ölmüş erzurumlu ünlü palavracı.
Bir gün hasankalede belediye otobüsüyle abd'ye
gidiyorum.
bir baktım yolda demi moore'un arabasının tekeri patlamış.
neyse gardaş.indim aşağı, bir dakika sürmedi lastiği
tamir ettim.bunun üzerine demi,beni yemeğe davet etti.
bende kıramadım gittim.
demi teşekkür için beni yanağımdan öptü.
ben de onu yanaklarından öptüm.
demi,bir daha öper misen,dedi.
neyse bende birdaha öptüm.demi bana,sen doğulusun
bir daha öp bakayım;bende öptüm.ikinci kez öptüğümde
demi,seni tanır gibiyim,erzurumlu'sun.
üçüncü öpüşümde demi bu kez ,vallahi ben seni tanıdım,
sen hasankaleli teyo pehlivansın, dedi.
vallahi bende şaşırdım.demi beni üç kez öpüşte tanıdı.
birgün gahvede oturiram,telefon çaldi.
"pehlivan seni istirler diye seslendiler.
gaktım baktım. ariyan bizim kars valisi:
-"pehlivan sarıgamış'ta denize bir cip düştü!
biz uğraştık ama çıkardamadık.
buradakiler de diler ki bu cipi denizden çıkartsa
hasan galalı teyo pehlivan çıkardır.
"allahını seversen gel bize yardım et" diye yalvardı.
bunun üzerine gaktım bindim ata.
gettim sarigamış'a.
atladım denize, suya bir dumdum,
cip suyun dibinde.
bir goluma cipi taktım, öteki golumunanda
gulaç atmaya başladım ve cipi sudan çıkardım.
ama gardaş cip bene çok ağır geldi.
tikkatli baktım ne görim.
meğerse cipe bir de vapur takılmış.
ben de gendi gendime ola bir cip bu
kadar ağır olmaz diyirdim.
kendi ağzından;
rahmetli atatürk'ün yanında oturuyorum. gazi, ingiltere cumhurbaşkanı curchill
ile satranç oynuyor. hem de iddialı bir karşılaşma.
atatürk, curchille dedi ki;
-yenersem bana ne vereceksin ?
curchill;
-sana kuzey irlanda'yı veririm dedi.
buna karsilik ataturk de -'ben de yenilirsem sana doğu anadolu'yu vereceğim
diye konuştu.
ben hemen itiraz ettim ve atatürk'e "bizim ev n'olcak" dedim.
o zaman buyuk atatürk;
-teyyo pehlivan'ın evi hariç
dedi. bu kez curchill itiraz etti ve
-teyyo pehlivan'ın evi yoksa ben doğu anadolu'yu ne yapayım
dedi ve satranç oynamaktan vazgeçtiler.
birinci dunya savasi zamani ermeni ucaklari teyo pehlivanin evinin de bulundugu pasinler ovasi uzerinde sorti yapmaktadir. teyo sinirlenir yerden bir tas kaptigi gibi, ucaga sallar ve pilotu alninin catindan vurur. pilot celallenir ve ucagin caminden sarkip nooluyo lan gibi bi seyler soyler. teyo buna bir tas daha sallar "bi de lanli manli konusuyor deyyus de siktir get lan" der. pilot mahcup olur, "kusura bakma teyo aga bilemedim senin koy oldugunu, simdi gidiyorum, tum birligi geri cekiyorum" der ve boylece kuzey cephesi kurtulur. kazim karabekir falan hikayedir yani..
yillar onceki bir hurriyet pazardan copy
paste, sene 1998
hos adammis belli ki, matrakmis, nur icinde yatsin...
kim demiş palavracı diye...
sebati karakurt
erzurum kahvelerinde anlattığı ‘‘gerçekdışı anılar’’ıyla, bir anda ünü
türkiye'ye yayılan, ancak hiçbir gazetecinin, televizyon kanalının röportaj
teklifini kabul etmeyen 84 yaşındaki teyyo pehlivan'ın lügatında ‘‘imkansız’’
diye bir sözcük yok. sağdan soldan gelen üç beş kuruş yardımla geçinen
pehlivan'ın, büyük meblağlardaki tekliflere de ihtiyacı yok. çünkü dilediği
herşeyi yaşayabiliyor. dünyanın her yerinde, dilediği zamanda, dilediği
kişilerle birlikte olabiliyor. ya bir dağın zirvesinde ayılarla boğuşuyor, ya
nancy reagan'ın ‘‘rica ettiği’’ üç bin atı uçağa attığı gibi amerika'ya
yetiştiriyor. bir gün ingiltere kraliçesi'yle, birgün türkan şoray'la geziyor.
herkesle konuşmuyor ama... mesela ronald reagan'ın her telefonuna çıkmıyor.
kendisine ‘‘palavracı’’ diyenlerin yanında bir dakika durmuyor. zekasından
kuşkulandıklarının yanında uzatmıyor lafı... yine de her akşam, herkes onun
bulunduğu kahvenin yolunu tutuyor... kişiliği ve anlattıklarıyla erzurum
ansiklopedisi'ne giren pehlivan, ısrarlı gazetecileri dövmekten de çekinmiyor.
lügatında imkansız, erişilemez sözcüklerinin yer almadığı biri. 85'inde
olmasına bakmayın, kahvenin ortasında, hürriyet erzurum muhabiri sayıl'la bana
okkalı cinsinden öylesine ikişer yumruk patlattı ki ikimiz de hala
yutkunamıyoruz.
ronald regan'dan bill clinton'a, atatürk'ten inönü'ye kadar herkes onun
arkadaşı. adresi de çok kalabalık değil. üzerine ‘‘teyyo pehlivan/erzurum’’
yazan her mektup onun eline geçiyor. televizyon kanallarının yüzmilyonlarca
liralık tekliflerini hiç düşünmeden geri çeviriyor, medyadan uzak duruyor. bu
konuda fazlaca ısrarlı olanların yüzünde teyyo pehlivan'ın hatırı sayılır
yumruklarının izi kalabiliyor. onun anlattıklarını yerel temmuz dergisi sık
sık yayınlanıyor ama sayıl narmanlıoğlu'nun hürriyet'teki haberinden sonra
şimdi onu tüm türkiye tanıyor.
çocuklara uzay anıları
şimdiki adı pasinler olan hasankale'nin ağaçminare mahallesi'ndeki orta halli
bir ailenin üç çocuğundan biri. kafa kağıdında adı şeyih ide olarak geçse de
o, teyyo olarak nam saldı. yaşamın kendisine dayattığı adını bile değiştirdi.
teyyo, konuşmaya başladığı ilk günden itibaren yaşıtlarından farklı olduğunu
gösterdi. akranları çelik çomak oynarken o uzaydan gelen arkadaşlarına ait
anılarını anlatmaya başladı.
herkes tarlada çalışırken teyyo dünyanın işinin bitmeyeceğine kanaat getirerek
elindeki çapayı bir kenara attı. ve o günden sonra elini hiçbir işe sürmedi.
kardeşlerinden yardım almamaya özen gösterse de çevreden gelen ufak tefek
yardımlara hayır demedi. kendisi her ne kadar sıkı bir pehlivan olduğunu
anlatsa da eski arkadaşları, güreşte sırtının yerden kalkmadığını söylüyor.
yense de yenilse de pehlivan namına hak kazanmış. onun yer almadığı ne düğün
düğün oluyor, ne de bayram bayram. ilçenin kurtuluş günlerinde beyaz şeker
çuvalından diktirdiği dadaş kıyafetini giyinen teyyo pehlivan, resmi
geçitlerde sert bir tören yürüyüşü yaparak protokolün daima önünde yer almayı
ilke edinmiş.
yine bir bayram. ilçenin düşman işgalinden kurtuluşu canlandırılacak... ancak
kimse, düşman kıyafetini giymek istemiyor. böyle bir şeye ancak teyyo pehlivan
cesaret eder. ne var ki rolüne kendini kaptırmış, türk askeri kıyafetindeki
arkadaşları, temsili ciddiye alarak pehlivan'ı kovalamaya başlıyor. teyyo
pehlivan kadınlar hamanına girerek paçayı kurtarıyor. içerideki kadınlar nefes
nefese pehlivan'a niye koştuğunu sorduğunda ‘‘kovalayanlar türk askeri,
yakaladılar mı...’’ diyor.
ayıya yem oldu
herkes gün boyunca tarlada, bahçede işinin başında olduğu zamanlar teyyo
pehlivan daha önemli bir problemine çözüm bulmak için çabalıyor. ayağındaki
cızlavetlerin (siyah lastik ayakkabı) her zaman parlak olmasını istiyordu.
teyyo pehlivan, yanında taşıdığı ıslak bezi ayakkabılarına sürerek sorununu
çözümlüyor. hemşehrisi hürriyet erzurum büro şefi kadir sabuncuoğlu,
‘‘pehlivan hiçbir zaman traşsız dolaşmazdı. çünkü pala bıyıklarının haşmetini
göstermesi için bu şarttı. ayrıca kavrulmuş fındıkla bıyıklarını boyamayı da
ihmal etmezdi’’ diye bir başka sorununu nasıl çözümlediğini anlatıyor.
akşam oldu mu herkes onun bulunduğu kahvenin yolunu tutar, anılarını dinlemek
için masasına ilişir. pehlivan gün boyunca ya dünyanın en yüksek dağında bir
ayıyla mücadele etmiş ya da çok samimi olduğu bir devlet başkanıyla
laflamıştır. konudan konuya geçerken saatler geçmiş ama olaylar bitmemiştir.
kolay mı, güreştiği ayı oldukça iridir. çevresindekiler nefeslerini tutmuş
pehlivan'ın ayıyı nasıl yendiğini anlatacağı anı beklerken uyanıklardan biri
sabırsızlıkla sorar: ‘‘eee teyyo, o büyük ayıyı herhal öldürdün’’ diyerek
alaycı bir gülümsemeyle etrafına bakar. hesapta teyyo pehlivan'ın yalanını
yakalamıştır. teyyo pehlivan gayet soğukkanlı bir tavırla ‘‘yoo, ayı beni
yedi’’ der. birşey daha. konuşurken biri sırıtırsa pehlivan çileden çıkabilir.
hele birisi anlattıklarının palavra olduğunu iddia ederse pehlivan derhal
muhabbet alanını terkeder. uygun görmediği ya da zekasından şüphe ettiği
insanların yanında da asla lafı uzatmaz.
kaldırımlarda yürümek onun için zuldür. daima caddenin ortasında yürüyen
pehlivan, hemşehrileri gibi milliyetçilik konusunda da biraz hassastır. ancak
anlattığı olaylar ve kişiler dar ideolojilerle sınırlanmaz. pehlivan 1980
öncesi bir gün istanbul'a gelir. altında son model bir arabayla yolları
arşınlarken, caddenin öbür ucunda kalabalık bir sol grubun sloganlar ararak
üzerine geldiğini görür. derhal geri vitese takarak ters ters gitmeye başlar.
ne var ki arkadan da yine eli sopalı başka bir solcu grup gelmektedir. teyyo
pehlivan derhal arabayı yan vitese takarak olay yerinden uzaklaşır. onun için
çözümsüzlük diye birşey yoktur!
yakasına bir yerden eline geçen mhp rozetini takarak pasinler'de yürürken
ilçenin mhp'li belediye başkanı'yla karşılaşır. başkan o sırada evsiz kalan
teyyo pehlivan'a ilçe mezarlığındaki müştemilatı tahsis eder.
dünyanın en ünlü kadınlarıyla büyük aşklar yaşasa da çok istediği halde bir
türlü evlenemez. zaman zaman erzurum'a giden pehlivan, tebrizkapı civarındaki
kahvelerde yeni muhabbet alanları açar. kendisine ihtimam göstermediği için
hasankaleli hemşehrilerine de sövüp sayar. erzurum'daki bir kahvede tükan
şoray'la ilgili şöyle bir anısını anlatır. pasinlilere kızgınlığını ifade
eder.
‘‘bir gün türkan şoray'ı koluma takmış pasinler'de yürüyordum herkes dönüp
bakmaya başladı. kavatlar sanki hiç karı görmemiş.’’
reagan ararsa yokum
ingilizler'in ‘‘ya teyyo pehlivan, seni tanıdık da yanındaki kim?’’ diye
sordukları kişi, kraliçelerinden başkası değildir.
gökyüzündeki tüm pilotlar, teyyo pehlivan'ın fırlattığı taşlardan korunmak
için çare aramaktadırlar. zaman zaman havadayken uçağın camından sarkarak taş
atmaması konusunda ricada bulunurlar.
teyyo pehlivan'ın sürekli takıldığı kahveye telefonlar gelir. arayan kişi
ronald reagan olunca telefona çıkmaz. eğer karısı nancy aramışsa ve bir ricada
bulunmuşsa iki eli kanda olsa yardıma koşar. istenilen şey çok fazla birşey
değildir. john wayne ve clint estwood'un beceriksiz olduğunu söyleyen nancy
reagan kocasının üç bin tane ata ihtiyacı olduğunu söyler. teyyo pehlivan
derhal atları uçağa doldurarak yola çıkar ne var ki okyanusun üzerinde atlar
tepişince uçak düşer. teyyo derhal dalarak uçağı koltuğunun altına alır, su
yüzüne çıkar. ne olursa olur bir köpek balığı havlayarak pehlivan'ı kovalamaya
başlar. koltuğunun altındaki uçakla amerika'ya varmayı başaran teyyo pehlivan
kıyıdaki insanlara ‘‘az kalsın boğuluyordum’’ der.
zaman konusunda sınır tanımayan pehlivan yine bir istanbul gezisi sırasında
fatih sultan mehmet'i görmüş. pasinliler nasıl biriydi diye sorduklarında
‘‘ata binmiş rakı içiyordu. zati kardeşlerini yeni kesmişti’’ diyor.
onun muhabbetine kulak verince evren küçücük oluyor.
hayatı kaleme alınıyor
teyyo pehlivan'ı muhabbete ikna etmek herkes için zor olsa da bir kişi bunu
becerebiliyor. şenol kantarcı. atatürk ünüversitesi tarih bölümü öğretim
üyesi. cumhuriyet tarihi ile ilgili olarak doktorasını hazırlayan kantarcı'nın
gençlik yılları teyyo pehlivan'ın yanında geçmiş. erzurum belediyesi'nin
hazırlayacağı erzurum ansiklopedisi için teyyo pehlivan'ı öneren de kendisi.
ayrıca pehlivan'la ilgili olarak bir kitap yazıyor.
Hocam teyyo pehlivan kimdir?
- hiç okula gitmedi. okuma yazma da bilmez. ancak günceli yakalamayı çok iyi
biliyor. ingilizlerle, irlandalılar arasındaki ihtilaftan haberi olur. ne
zaman kiminle ne konuşacağına kendisi karar verir. anlattıklarında korkunç bir
istikrar var. tarihe dair olaylar anlattığında çağdaşları birbirine eşlemeyi
biliyor. vatandaşı tedirgin etmeyecek bir şekilde en karmaşık sorunlara
çözümler üreterek halkı sakinleştiriyor. böylelikle endişeleri ortadan
kaldırıyor. bir şeyi bir kere anlatır. asla tekrar etmez. temaları
evrenseldir. saddam'ın gizli sarayları olduğunu, john wayne'nin amerikan
çobanı olduğunu, atatürk'ün, churchill'in çağdaşı olduğunu bir şekilde
öğrenmiştir. ünlü kadınların hepsiyle birlikte olmuştur. üstüne üstlük bir de
para almıştır.
Bu ansiklopedi fikri nereden çıktı?
- erzurum anakent belediyesi kente ait bir ansiklopedi önerisi getirdi. başta
onbeş ciltlik bir şey hazırlamak için yola çıkıldı. ayrı ayrı komisyonlar
kuruldu. kentin tarihi, coğrafyası, kültür ve sanatıyla ilgili olarak her biri
konusunda uzman olan hocalar çağrıldı. akademik anlamda kentin tarihine
yönelik çalışmalar zaten hazırlanıyor. bu arada folklorik yapıyı daha iyi
verebileceğimizi düşünerek teyyo pehlivan'ın mutlaka böyle bir çalışmaya dahil
edilmesini düşündüm.
insanlar hayattayken kadri bilinmez derler.
- evet hacivat karagöz'e, nasrettin hoca'ya şimdi herkes sahip çıkıyor. ama
biz teyyo pehlivan'ı şimdi belgeleyebilirsek onu da sahiplenmelerinin önüne
geçmiş oluruz. hayatını yalnızca bana anlatacağını söylüyor. fikrinden
vazgeçmezse yakında onun kitabını da hazırlayacağım. ayrıca hürriyet gazetesi
de teyyo pehlivan'ı türkiye'nin gündemine taşıyarak ülke folklorüne büyük bir
hizmette bulundu. bu yüzden sayıl narmanlıoğlu'nun da takdiri hakettiğini
düşünüyorum.
aman dikkatli dinleyin
akşam oldu mu herkes onun bulunduğu kahvenin yolunu tutar, anılarını dinlemek
için masasına ilişir. konuşurken biri sırıtırsa pehlivan çileden çıkabilir.
hele birisi anlattıklarının palavra olduğunu iddia ederse pehlivan derhal
muhabbet alanını terkeder. uygun görmediği ya da zekasından şüphe ettiği
insanların yanında da asla lafı uzatmaz.
erzurumun en unlu simalarindan, aslinda pehlivanligi birkac yenilgiden ibaret, asil isi kahvede oturup aninda yazmak olan hayal gucu yuksek insan. anlattiklarina "atma" ya da "yalan soyleme" diyenlere kuser ve cok kizarmis. uydurduguna asla inanmamis. okunasi ve inanilmaz komik hikayeleri var. kendisi erzurum hasankale'li dir. 'l' leri soyleyemez 'r' dermis.
saat gecenin 3 ü telefon çalmıştır. teyo pehlivan
pek istemese de telefonu açar;
- ula bu saatte ne istirsen? kimsen?
- teyo ben bülent. bülent ecevit. teyo ocağına düştük. kıbrıs çıkartması zor
durumda. ancak sen yardım edersin.
- haydaaa... ula eco tarla patazlama zamanı nerden ahlıyan geldi kıbrısa
çahmah? neyse dur ben baharım bi çaresiyne.
atlamış teyo uçağına doğru akdeniz. bir bakmış bir grup uçak önünde... basmış
yetişmiş. geçmiş en öndeki uçağın yanına, el etmiş pilota... asılmışlar ikisi
birden elfrenlerine... gaaarrrrrççç, durmuş uçaklar... indirmiş camı teyo,
pilotta indirmiş çıkışmış hemen;
- abi buyur bişey mi vardı?
- ula nereye gidirsiz?
- amanın! teyo pehlivan! kıbrısa gidiyoruz abicim, kusura bakma bulutlardan
tanıyamadım seni, buyur bir emrin mi vardı? sen nereye gidiyorsun?
- yoh, emrim yohtur. bende kıbrısa cidirem. eco' ya söz vermişem. alıp gelirıh
inşallah allah'ın izniynen.
- ohoo teyo abi, sen kıbrıs'a çıkıyorsan bizim ne işimiz var. dönüyoruz
çoçuklar!
der ve pilot uçakları geri çevirir. teyo pehlivan kıbrıs'a çıkar. ada huzura
erer.
çıktığı bir televizyon programında burnunu karıştırdığı için sunucuya (sanırım
esra ceyhan) zor anlar yaşatmıştır. hazırcevaplığı ve hayalgücüyle tanınır.
birgün kahvedeki gençler pehlivanı faka bastırıp dalga geçmek için
televizyondaki
michael jackson şarkıcısını göstererek:
- teyo sen tanırsın bu avrat nasıldır diye sorarlar.
cevap gecikmez
- onu boşverin, bacısı iyidir onun.
işsiz erzurum gençleri teyyo pehlivan'ın etrafında televizyon izlemektedirler. tvde bülent ecevit hükümeti eleştirmektedir.. teyyo pehlivan bir iç çeker ve: "ecevit'e az öğüt vermedik okulda, bak nerelere çıktı adam" de. kimse inanmaz tabi. yalan derler, atmasyon derler. teyyo dayanamaz "kalkın ankara'ya gidiyoruz" der. köy aralarında para toplar bir grupla gider kahramanımız. ecevit onu kapıda karşılar. hürmet eder gönderir. yine bir gün cumhurbaskanı demirel konusmaktadır. teyyo yine tvye bakar, "az destek vermedik bu adama, bak nerelere geldi". yine kimse inanmaz, yine ahali toplanır, yine ankara yolları ve yine hürmet, devlet reisinden. bu sefer milletin ağzı yanmıstır, paraları da gitmistir ya bir müddet ses çıkartmazlar ta ki clinton tvye çıkana dek. teyyo yine bir iç çeker, "şu clinton'a az telefonda öğüt vermedim, az sohbet etmedik yüzyüze. bak nelere geldi" der. gençlerde zaten böyle hata bekledikleri için teyyo'yu yalancı çıkartmak adına hemen bir amerika turu ayarlar. beyaz saray önlerine gelirler ama baskan koruması jack bauer sadece bir kişiyi içeri alabileceğini söyler. bunun üzerine pehlivanımız içeri girer. yarım saat geçer ses yok. bir saat geçer ses yok. merak içinde köylü. ne yapalım ne edelim derken sokaktan kareem abdul jabbar geçmektedir. yanısırlar hemen. müslüman adam kıracak değil ya onları. "abi be şu bi zıplasanda içeride ne oluyor, bitiyor bize mi söylesen. meraktan catladık." kıramaz bu isteği kerim abdulcabbar. zıplar şöyle bir iki kere. döner köylülere. "yav içeride bizim teyyo pehlivan var ama diğerini tanıyamadım" der.
canlı yayında, burnunu kariştira kariştira, gayet samimi ve doğal görüntüler vererek, gönüllerde taht kurmuş atmasyon pehlivan.
palavracı denilmesine pek sinirlenen kişi
ismet inönü ile niye küs olduğunu anlatır. "harp zamanı millet savaşa gitti...
(aradan biri kılçık atar: sen niye gitmedin teyyo? diye) e bunca sabi sübyan
aç mı kalsaydı, ben de tarlada ırgatlık yapıyodum. bi gün yine bıçkıyı almışım
biçe biçe, sağlı sollu gidiyodum ki ismet paşa karşıdan bağıra bağıra geliyo.
dedi "teyyo naaptın naaptın bi bak hele" anlamadım başta ama bi baktım ki
arada farkında olmadan telgraf direklerini de biçmişim, ordu haber yollayamıyo.
o günden beri paşa bana dargındır..."