Ardost.com

                                      TEYYO PEHLİVAN

 

 

  1. Gerçek adı tayyip ide. 1-2 sene önce ölmüş erzurumlu ünlü palavracı.

     

     

  2. Bir gün hasankalede belediye otobüsüyle abd'ye gidiyorum.
    bir baktım yolda demi moore'un arabasının tekeri patlamış.
    neyse gardaş.indim aşağı, bir dakika sürmedi lastiği
    tamir ettim.bunun üzerine demi,beni yemeğe davet etti.
    bende kıramadım gittim.
    demi teşekkür için beni yanağımdan öptü.
    ben de onu yanaklarından öptüm.
    demi,bir daha öper misen,dedi.
    neyse bende birdaha öptüm.demi bana,sen doğulusun
    bir daha öp bakayım;bende öptüm.ikinci kez öptüğümde
    demi,seni tanır gibiyim,erzurumlu'sun.
    üçüncü öpüşümde demi bu kez ,vallahi ben seni tanıdım,
    sen hasankaleli teyo pehlivansın, dedi.
    vallahi bende şaşırdım.demi beni üç kez öpüşte tanıdı.

     

     

  3. birgün gahvede oturiram,telefon çaldi.
    "pehlivan seni istirler diye seslendiler.
    gaktım baktım. ariyan bizim kars valisi:

    -"pehlivan sarıgamış'ta denize bir cip düştü!
    biz uğraştık ama çıkardamadık.
    buradakiler de diler ki bu cipi denizden çıkartsa
    hasan galalı teyo pehlivan çıkardır.
    "allahını seversen gel bize yardım et" diye yalvardı.
    bunun üzerine gaktım bindim ata.
    gettim sarigamış'a.
    atladım denize, suya bir dumdum,
    cip suyun dibinde.
    bir goluma cipi taktım, öteki golumunanda
    gulaç atmaya başladım ve cipi sudan çıkardım.
    ama gardaş cip bene çok ağır geldi.
    tikkatli baktım ne görim.
    meğerse cipe bir de vapur takılmış.
    ben de gendi gendime ola bir cip bu
    kadar ağır olmaz diyirdim.

     

  4. kendi ağzından;
    rahmetli atatürk'ün yanında oturuyorum. gazi, ingiltere cumhurbaşkanı curchill ile satranç oynuyor. hem de iddialı bir karşılaşma.
    atatürk, curchille dedi ki;
    -yenersem bana ne vereceksin ?
    curchill;
    -sana kuzey irlanda'yı veririm dedi.
    buna karsilik ataturk de -'ben de yenilirsem sana doğu anadolu'yu vereceğim
    diye konuştu.
    ben hemen itiraz ettim ve atatürk'e "bizim ev n'olcak" dedim.

    o zaman buyuk atatürk;
    -teyyo pehlivan'ın evi hariç
    dedi. bu kez curchill itiraz etti ve
    -teyyo pehlivan'ın evi yoksa ben doğu anadolu'yu ne yapayım
    dedi ve satranç oynamaktan vazgeçtiler.

     

  5. birinci dunya savasi zamani ermeni ucaklari teyo pehlivanin evinin de bulundugu pasinler ovasi uzerinde sorti yapmaktadir. teyo sinirlenir yerden bir tas kaptigi gibi, ucaga sallar ve pilotu alninin catindan vurur. pilot celallenir ve ucagin caminden sarkip nooluyo lan gibi bi seyler soyler. teyo buna bir tas daha sallar "bi de lanli manli konusuyor deyyus de siktir get lan" der. pilot mahcup olur, "kusura bakma teyo aga bilemedim senin koy oldugunu, simdi gidiyorum, tum birligi geri cekiyorum" der ve boylece kuzey cephesi kurtulur. kazim karabekir falan hikayedir yani..

     

     

  6. yillar onceki bir hurriyet pazardan copy paste, sene 1998
    hos adammis belli ki, matrakmis, nur icinde yatsin...
    kim demiş palavracı diye...
    sebati karakurt



    erzurum kahvelerinde anlattığı ‘‘gerçekdışı anılar’’ıyla, bir anda ünü türkiye'ye yayılan, ancak hiçbir gazetecinin, televizyon kanalının röportaj teklifini kabul etmeyen 84 yaşındaki teyyo pehlivan'ın lügatında ‘‘imkansız’’ diye bir sözcük yok. sağdan soldan gelen üç beş kuruş yardımla geçinen pehlivan'ın, büyük meblağlardaki tekliflere de ihtiyacı yok. çünkü dilediği herşeyi yaşayabiliyor. dünyanın her yerinde, dilediği zamanda, dilediği kişilerle birlikte olabiliyor. ya bir dağın zirvesinde ayılarla boğuşuyor, ya nancy reagan'ın ‘‘rica ettiği’’ üç bin atı uçağa attığı gibi amerika'ya yetiştiriyor. bir gün ingiltere kraliçesi'yle, birgün türkan şoray'la geziyor. herkesle konuşmuyor ama... mesela ronald reagan'ın her telefonuna çıkmıyor. kendisine ‘‘palavracı’’ diyenlerin yanında bir dakika durmuyor. zekasından kuşkulandıklarının yanında uzatmıyor lafı... yine de her akşam, herkes onun bulunduğu kahvenin yolunu tutuyor... kişiliği ve anlattıklarıyla erzurum ansiklopedisi'ne giren pehlivan, ısrarlı gazetecileri dövmekten de çekinmiyor.

    lügatında imkansız, erişilemez sözcüklerinin yer almadığı biri. 85'inde olmasına bakmayın, kahvenin ortasında, hürriyet erzurum muhabiri sayıl'la bana okkalı cinsinden öylesine ikişer yumruk patlattı ki ikimiz de hala yutkunamıyoruz.

    ronald regan'dan bill clinton'a, atatürk'ten inönü'ye kadar herkes onun arkadaşı. adresi de çok kalabalık değil. üzerine ‘‘teyyo pehlivan/erzurum’’ yazan her mektup onun eline geçiyor. televizyon kanallarının yüzmilyonlarca liralık tekliflerini hiç düşünmeden geri çeviriyor, medyadan uzak duruyor. bu konuda fazlaca ısrarlı olanların yüzünde teyyo pehlivan'ın hatırı sayılır yumruklarının izi kalabiliyor. onun anlattıklarını yerel temmuz dergisi sık sık yayınlanıyor ama sayıl narmanlıoğlu'nun hürriyet'teki haberinden sonra şimdi onu tüm türkiye tanıyor.



    çocuklara uzay anıları
    şimdiki adı pasinler olan hasankale'nin ağaçminare mahallesi'ndeki orta halli bir ailenin üç çocuğundan biri. kafa kağıdında adı şeyih ide olarak geçse de o, teyyo olarak nam saldı. yaşamın kendisine dayattığı adını bile değiştirdi. teyyo, konuşmaya başladığı ilk günden itibaren yaşıtlarından farklı olduğunu gösterdi. akranları çelik çomak oynarken o uzaydan gelen arkadaşlarına ait anılarını anlatmaya başladı.

    herkes tarlada çalışırken teyyo dünyanın işinin bitmeyeceğine kanaat getirerek elindeki çapayı bir kenara attı. ve o günden sonra elini hiçbir işe sürmedi. kardeşlerinden yardım almamaya özen gösterse de çevreden gelen ufak tefek yardımlara hayır demedi. kendisi her ne kadar sıkı bir pehlivan olduğunu anlatsa da eski arkadaşları, güreşte sırtının yerden kalkmadığını söylüyor. yense de yenilse de pehlivan namına hak kazanmış. onun yer almadığı ne düğün düğün oluyor, ne de bayram bayram. ilçenin kurtuluş günlerinde beyaz şeker çuvalından diktirdiği dadaş kıyafetini giyinen teyyo pehlivan, resmi geçitlerde sert bir tören yürüyüşü yaparak protokolün daima önünde yer almayı ilke edinmiş.



    yine bir bayram. ilçenin düşman işgalinden kurtuluşu canlandırılacak... ancak kimse, düşman kıyafetini giymek istemiyor. böyle bir şeye ancak teyyo pehlivan cesaret eder. ne var ki rolüne kendini kaptırmış, türk askeri kıyafetindeki arkadaşları, temsili ciddiye alarak pehlivan'ı kovalamaya başlıyor. teyyo pehlivan kadınlar hamanına girerek paçayı kurtarıyor. içerideki kadınlar nefes nefese pehlivan'a niye koştuğunu sorduğunda ‘‘kovalayanlar türk askeri, yakaladılar mı...’’ diyor.



    ayıya yem oldu
    herkes gün boyunca tarlada, bahçede işinin başında olduğu zamanlar teyyo pehlivan daha önemli bir problemine çözüm bulmak için çabalıyor. ayağındaki cızlavetlerin (siyah lastik ayakkabı) her zaman parlak olmasını istiyordu. teyyo pehlivan, yanında taşıdığı ıslak bezi ayakkabılarına sürerek sorununu çözümlüyor. hemşehrisi hürriyet erzurum büro şefi kadir sabuncuoğlu, ‘‘pehlivan hiçbir zaman traşsız dolaşmazdı. çünkü pala bıyıklarının haşmetini göstermesi için bu şarttı. ayrıca kavrulmuş fındıkla bıyıklarını boyamayı da ihmal etmezdi’’ diye bir başka sorununu nasıl çözümlediğini anlatıyor.

    akşam oldu mu herkes onun bulunduğu kahvenin yolunu tutar, anılarını dinlemek için masasına ilişir. pehlivan gün boyunca ya dünyanın en yüksek dağında bir ayıyla mücadele etmiş ya da çok samimi olduğu bir devlet başkanıyla laflamıştır. konudan konuya geçerken saatler geçmiş ama olaylar bitmemiştir. kolay mı, güreştiği ayı oldukça iridir. çevresindekiler nefeslerini tutmuş pehlivan'ın ayıyı nasıl yendiğini anlatacağı anı beklerken uyanıklardan biri sabırsızlıkla sorar: ‘‘eee teyyo, o büyük ayıyı herhal öldürdün’’ diyerek alaycı bir gülümsemeyle etrafına bakar. hesapta teyyo pehlivan'ın yalanını yakalamıştır. teyyo pehlivan gayet soğukkanlı bir tavırla ‘‘yoo, ayı beni yedi’’ der. birşey daha. konuşurken biri sırıtırsa pehlivan çileden çıkabilir. hele birisi anlattıklarının palavra olduğunu iddia ederse pehlivan derhal muhabbet alanını terkeder. uygun görmediği ya da zekasından şüphe ettiği insanların yanında da asla lafı uzatmaz.

    kaldırımlarda yürümek onun için zuldür. daima caddenin ortasında yürüyen pehlivan, hemşehrileri gibi milliyetçilik konusunda da biraz hassastır. ancak anlattığı olaylar ve kişiler dar ideolojilerle sınırlanmaz. pehlivan 1980 öncesi bir gün istanbul'a gelir. altında son model bir arabayla yolları arşınlarken, caddenin öbür ucunda kalabalık bir sol grubun sloganlar ararak üzerine geldiğini görür. derhal geri vitese takarak ters ters gitmeye başlar. ne var ki arkadan da yine eli sopalı başka bir solcu grup gelmektedir. teyyo pehlivan derhal arabayı yan vitese takarak olay yerinden uzaklaşır. onun için çözümsüzlük diye birşey yoktur!

    yakasına bir yerden eline geçen mhp rozetini takarak pasinler'de yürürken ilçenin mhp'li belediye başkanı'yla karşılaşır. başkan o sırada evsiz kalan teyyo pehlivan'a ilçe mezarlığındaki müştemilatı tahsis eder.

    dünyanın en ünlü kadınlarıyla büyük aşklar yaşasa da çok istediği halde bir türlü evlenemez. zaman zaman erzurum'a giden pehlivan, tebrizkapı civarındaki kahvelerde yeni muhabbet alanları açar. kendisine ihtimam göstermediği için hasankaleli hemşehrilerine de sövüp sayar. erzurum'daki bir kahvede tükan şoray'la ilgili şöyle bir anısını anlatır. pasinlilere kızgınlığını ifade eder.

    ‘‘bir gün türkan şoray'ı koluma takmış pasinler'de yürüyordum herkes dönüp bakmaya başladı. kavatlar sanki hiç karı görmemiş.’’

    reagan ararsa yokum

    ingilizler'in ‘‘ya teyyo pehlivan, seni tanıdık da yanındaki kim?’’ diye sordukları kişi, kraliçelerinden başkası değildir.

    gökyüzündeki tüm pilotlar, teyyo pehlivan'ın fırlattığı taşlardan korunmak için çare aramaktadırlar. zaman zaman havadayken uçağın camından sarkarak taş atmaması konusunda ricada bulunurlar.

    teyyo pehlivan'ın sürekli takıldığı kahveye telefonlar gelir. arayan kişi ronald reagan olunca telefona çıkmaz. eğer karısı nancy aramışsa ve bir ricada bulunmuşsa iki eli kanda olsa yardıma koşar. istenilen şey çok fazla birşey değildir. john wayne ve clint estwood'un beceriksiz olduğunu söyleyen nancy reagan kocasının üç bin tane ata ihtiyacı olduğunu söyler. teyyo pehlivan derhal atları uçağa doldurarak yola çıkar ne var ki okyanusun üzerinde atlar tepişince uçak düşer. teyyo derhal dalarak uçağı koltuğunun altına alır, su yüzüne çıkar. ne olursa olur bir köpek balığı havlayarak pehlivan'ı kovalamaya başlar. koltuğunun altındaki uçakla amerika'ya varmayı başaran teyyo pehlivan kıyıdaki insanlara ‘‘az kalsın boğuluyordum’’ der.

    zaman konusunda sınır tanımayan pehlivan yine bir istanbul gezisi sırasında fatih sultan mehmet'i görmüş. pasinliler nasıl biriydi diye sorduklarında ‘‘ata binmiş rakı içiyordu. zati kardeşlerini yeni kesmişti’’ diyor.
    onun muhabbetine kulak verince evren küçücük oluyor.



    hayatı kaleme alınıyor
    teyyo pehlivan'ı muhabbete ikna etmek herkes için zor olsa da bir kişi bunu becerebiliyor. şenol kantarcı. atatürk ünüversitesi tarih bölümü öğretim üyesi. cumhuriyet tarihi ile ilgili olarak doktorasını hazırlayan kantarcı'nın gençlik yılları teyyo pehlivan'ın yanında geçmiş. erzurum belediyesi'nin hazırlayacağı erzurum ansiklopedisi için teyyo pehlivan'ı öneren de kendisi. ayrıca pehlivan'la ilgili olarak bir kitap yazıyor.



    Hocam teyyo pehlivan kimdir?
    - hiç okula gitmedi. okuma yazma da bilmez. ancak günceli yakalamayı çok iyi biliyor. ingilizlerle, irlandalılar arasındaki ihtilaftan haberi olur. ne zaman kiminle ne konuşacağına kendisi karar verir. anlattıklarında korkunç bir istikrar var. tarihe dair olaylar anlattığında çağdaşları birbirine eşlemeyi biliyor. vatandaşı tedirgin etmeyecek bir şekilde en karmaşık sorunlara çözümler üreterek halkı sakinleştiriyor. böylelikle endişeleri ortadan kaldırıyor. bir şeyi bir kere anlatır. asla tekrar etmez. temaları evrenseldir. saddam'ın gizli sarayları olduğunu, john wayne'nin amerikan çobanı olduğunu, atatürk'ün, churchill'in çağdaşı olduğunu bir şekilde öğrenmiştir. ünlü kadınların hepsiyle birlikte olmuştur. üstüne üstlük bir de para almıştır.



    Bu ansiklopedi fikri nereden çıktı?
    - erzurum anakent belediyesi kente ait bir ansiklopedi önerisi getirdi. başta onbeş ciltlik bir şey hazırlamak için yola çıkıldı. ayrı ayrı komisyonlar kuruldu. kentin tarihi, coğrafyası, kültür ve sanatıyla ilgili olarak her biri konusunda uzman olan hocalar çağrıldı. akademik anlamda kentin tarihine yönelik çalışmalar zaten hazırlanıyor. bu arada folklorik yapıyı daha iyi verebileceğimizi düşünerek teyyo pehlivan'ın mutlaka böyle bir çalışmaya dahil edilmesini düşündüm.



    insanlar hayattayken kadri bilinmez derler.
    - evet hacivat karagöz'e, nasrettin hoca'ya şimdi herkes sahip çıkıyor. ama biz teyyo pehlivan'ı şimdi belgeleyebilirsek onu da sahiplenmelerinin önüne geçmiş oluruz. hayatını yalnızca bana anlatacağını söylüyor. fikrinden vazgeçmezse yakında onun kitabını da hazırlayacağım. ayrıca hürriyet gazetesi de teyyo pehlivan'ı türkiye'nin gündemine taşıyarak ülke folklorüne büyük bir hizmette bulundu. bu yüzden sayıl narmanlıoğlu'nun da takdiri hakettiğini düşünüyorum.

     

    aman dikkatli dinleyin
    akşam oldu mu herkes onun bulunduğu kahvenin yolunu tutar, anılarını dinlemek için masasına ilişir. konuşurken biri sırıtırsa pehlivan çileden çıkabilir. hele birisi anlattıklarının palavra olduğunu iddia ederse pehlivan derhal muhabbet alanını terkeder. uygun görmediği ya da zekasından şüphe ettiği insanların yanında da asla lafı uzatmaz.

     

     

  7. erzurumun en unlu simalarindan, aslinda pehlivanligi birkac yenilgiden ibaret, asil isi kahvede oturup aninda yazmak olan hayal gucu yuksek insan. anlattiklarina "atma" ya da "yalan soyleme" diyenlere kuser ve cok kizarmis. uydurduguna asla inanmamis. okunasi ve inanilmaz komik hikayeleri var. kendisi erzurum hasankale'li dir. 'l' leri soyleyemez 'r' dermis.

     

     

  8. saat gecenin 3 ü telefon çalmıştır. teyo pehlivan pek istemese de telefonu açar;
    - ula bu saatte ne istirsen? kimsen?
    - teyo ben bülent. bülent ecevit. teyo ocağına düştük. kıbrıs çıkartması zor durumda. ancak sen yardım edersin.
    - haydaaa... ula eco tarla patazlama zamanı nerden ahlıyan geldi kıbrısa çahmah? neyse dur ben baharım bi çaresiyne.
    atlamış teyo uçağına doğru akdeniz. bir bakmış bir grup uçak önünde... basmış yetişmiş. geçmiş en öndeki uçağın yanına, el etmiş pilota... asılmışlar ikisi birden elfrenlerine... gaaarrrrrççç, durmuş uçaklar... indirmiş camı teyo, pilotta indirmiş çıkışmış hemen;
    - abi buyur bişey mi vardı?
    - ula nereye gidirsiz?
    - amanın! teyo pehlivan! kıbrısa gidiyoruz abicim, kusura bakma bulutlardan tanıyamadım seni, buyur bir emrin mi vardı? sen nereye gidiyorsun?
    - yoh, emrim yohtur. bende kıbrısa cidirem. eco' ya söz vermişem. alıp gelirıh inşallah allah'ın izniynen.
    - ohoo teyo abi, sen kıbrıs'a çıkıyorsan bizim ne işimiz var. dönüyoruz çoçuklar!
    der ve pilot uçakları geri çevirir. teyo pehlivan kıbrıs'a çıkar. ada huzura erer.



    çıktığı bir televizyon programında burnunu karıştırdığı için sunucuya (sanırım esra ceyhan) zor anlar yaşatmıştır. hazırcevaplığı ve hayalgücüyle tanınır.

    birgün kahvedeki gençler pehlivanı faka bastırıp dalga geçmek için televizyondaki michael jackson şarkıcısını göstererek:
    - teyo sen tanırsın bu avrat nasıldır diye sorarlar.
    cevap gecikmez
    - onu boşverin, bacısı iyidir onun.

     

  9. işsiz erzurum gençleri teyyo pehlivan'ın etrafında televizyon izlemektedirler. tvde bülent ecevit hükümeti eleştirmektedir.. teyyo pehlivan bir iç çeker ve: "ecevit'e az öğüt vermedik okulda, bak nerelere çıktı adam" de. kimse inanmaz tabi. yalan derler, atmasyon derler. teyyo dayanamaz "kalkın ankara'ya gidiyoruz" der. köy aralarında para toplar bir grupla gider kahramanımız. ecevit onu kapıda karşılar. hürmet eder gönderir. yine bir gün cumhurbaskanı demirel konusmaktadır. teyyo yine tvye bakar, "az destek vermedik bu adama, bak nerelere geldi". yine kimse inanmaz, yine ahali toplanır, yine ankara yolları ve yine hürmet, devlet reisinden. bu sefer milletin ağzı yanmıstır, paraları da gitmistir ya bir müddet ses çıkartmazlar ta ki clinton tvye çıkana dek. teyyo yine bir iç çeker, "şu clinton'a az telefonda öğüt vermedim, az sohbet etmedik yüzyüze. bak nelere geldi" der. gençlerde zaten böyle hata bekledikleri için teyyo'yu yalancı çıkartmak adına hemen bir amerika turu ayarlar. beyaz saray önlerine gelirler ama baskan koruması jack bauer sadece bir kişiyi içeri alabileceğini söyler. bunun üzerine pehlivanımız içeri girer. yarım saat geçer ses yok. bir saat geçer ses yok. merak içinde köylü. ne yapalım ne edelim derken sokaktan kareem abdul jabbar geçmektedir. yanısırlar hemen. müslüman adam kıracak değil ya onları. "abi be şu bi zıplasanda içeride ne oluyor, bitiyor bize mi söylesen. meraktan catladık." kıramaz bu isteği kerim abdulcabbar. zıplar şöyle bir iki kere. döner köylülere. "yav içeride bizim teyyo pehlivan var ama diğerini tanıyamadım" der.

     

  10. canlı yayında, burnunu kariştira kariştira, gayet samimi ve doğal görüntüler vererek, gönüllerde taht kurmuş atmasyon pehlivan.

     

     

  11. palavracı denilmesine pek sinirlenen kişi

    ismet inönü ile niye küs olduğunu anlatır. "harp zamanı millet savaşa gitti... (aradan biri kılçık atar: sen niye gitmedin teyyo? diye) e bunca sabi sübyan aç mı kalsaydı, ben de tarlada ırgatlık yapıyodum. bi gün yine bıçkıyı almışım biçe biçe, sağlı sollu gidiyodum ki ismet paşa karşıdan bağıra bağıra geliyo. dedi "teyyo naaptın naaptın bi bak hele" anlamadım başta ama bi baktım ki arada farkında olmadan telgraf direklerini de biçmişim, ordu haber yollayamıyo. o günden beri paşa bana dargındır..."

 

Geri